Erdoğan ne diyor, biz ne diyoruz?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 24 Temmuz 2024 tarihinde AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada hayvanlarla ilgili yasa teklifinden söz ederken kullandığı bazı ifadelerin, öne sürdüğü bazı gerekçelerin teyidi ve yorumu:

“Gazze’de şu anda sayısı on altı bini bulan masum çocuğun, sayısı kırk bini geçen masum insanın katledilmesine ses çıkarmayanlar kalkıp da bize merhametten bahsetmesin… İnsan sevmiyorlar ki bir köpeği nasıl sevecekler?”

Gazze’de olanlara ve köpeklerin katliamına hassasiyet gösteren insanlarla ilgili net bir çalışma yok. Ancak, uzun süredir yasa teklifine karşı yapılan eylemlerde Gazze’yle ilgili slogan atıldığını biliyoruz. Dolayısıyla Gazze’de olanlara sessiz kalanların köpekler için infial yarattığı doğru değil. Bununla birlikte, insan ve hayvan acılarına karşı hassasiyet gösteren insanlarla ilgili çalışmalar mevcut. Florida Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre, evcil hayvanlarla daha yakın ilişkileri olan kişilerin başka insanlara yardım etme temayülleri de daha fazla. Hayvanla kurulan empati insanlara da taşınıyor. Genetik başka bir çalışma da oksitosin hormonu salgılayan bir genin spesifik bir formuna sahip insanların hayvanlara karşı daha merhametli olduğunu kanıtlıyor. Fakat bu spesifik gen, aynı zamanda insanlarla kurulan sevgiye dayalı ilişkileri de belirliyor. Yani, hayvanlarla empati kurabilen insanlar, insanlarla da daha güçlü empati kurabiliyor. Yine başka bir çalışma, hayvanlara yardım eden derneklere bağış yapan insanların sadece yüzde 9’unun yalnızca hayvanlara yardım ettiğini ortaya koyuyor. Diğerleri, içlerinde çocuklara yardım eden derneklerin de olduğu birçok dezavantajlı gruba yardım etmeyi amaçlayan organizasyonlara destek oluyor.


“2023’te kuduz riskli temas sayısı 438 bine yükseldi.”

Bu veri doğru. Ancak, kuduz riskli temas sayısı ile kuduz vakası ya da kuduz vakalarının köpeklerden kaynaklandığı arasında neden sonuç ilişkisi kurulamaz. İnsanlar bilinçlendikleri için ya da aylarca maruz kaldıkları kuduz paranoyasının medya tarafından beslenmesi sonucunda bu şüpheyle sağlık kuruluşlarına daha sık başvuruyor olabilirler. Türkiye’de kuduz vakaları artmamıştır. Türkiye’de pozitif numune sayısı da kuduz kaynaklı insan ölümü sayısı da düşmüştür. 2014’te 4 olan insanda kuduz sayısı, 2022 yılında 1’dir. 2022 yılında pozitif hayvan numunelerinin %59.6’sı sığırlardan, %24’ü köpeklerden alınmıştır. 2023 yılında Hatay’ın batısında hiçbir şehirde pozitif numuneye rastlanmamıştır. Dolayısıyla “kuduz,” köpeklerin hapsedilmesi ya da katledilmesi için geçerli bir gerekçe olamaz. (Verilerin hepsi Tarım ve Orman Bakanlığına aittir).


“Meclis koridorlarını işgal ediyor, utanmadan sıkılmadan meclis çatısı altında milletvekillerine katil diye bağırabiliyor. Biz bu densizliğe […] pabuç bırakacak bir grup değiliz.  Biz üç-beş marjinal karakterin çığırtkanlık yaparak, çağırarak, bağırarak meclisi çalışamaz hale getirmesine eyvallah etmeyiz.”

Marjinal, bildiğimiz üzere Latince margo kelimesinden gelir. Margo; uç, kenar, köşe anlamına gelir. Yüzyıllardır köpeklerle yaşamaya alışmış bir ülkede, köpeklerin hayatıyla ilgili hassasiyet gösteren insanlar marjinal insanlar değildir. “Seçkin” ya da “elit” kesim de değildir. Siyaset üstü olan bir meselede, toplumun her kesiminden insan bulunur. Anketlere göre insanların sadece %2’si sokakta yaşayan hayvanların öldürülmesini istiyor. Barınakların köpekleri uzun ve acılı bir ölüme mahkûm etmek anlamına geldiğini daha çok insan bilseydi, çoğu insan barınak sistemine de karşı çıkardı. Halkın %98’i köpeklerin öldürülmesini istemiyor. Bu insanların bir kısmı da sözü geçen gece o meclisin koridorlarındaydı. Katil, cinayet işleyen kişiye denir. Hakaret değil, bir nitelemedir. Katil, insan cinayeti işleyen kişiye verilen bir ad değildir. Tanımda tür ayırımı yoktur. O gece katil diye bağıranlar, köpeklerin öldürülmesini içeren bir maddeyi kabul eden kişileri nitelemek için bu kelimeyi kullanmışlardır. Belki “azmettiren” daha uygun bir niteleme olurdu. Zira, milletvekilleri köpekleri bizzat öldürmeyecekler. Öldürülmeleri ya da ölümlerine sebep olacak koşulların oluşturulması için bir emre imza atıyorlardı.


“Sadece insanları değil sokak hayvanlarını da yaşatmayı amaçlayan kanun teklifimizi kabul eden milletvekillerini tebrik ediyorum.”

Kanun teklifinin sokak hayvanlarını yaşatmayı amaçladığı doğru değil. Teklifteki hiçbir madde hayvanların yaşam hakkını ya da refahını gözetmiyor. Barınak sistemi gibi kapalı ortamlarda hiçbir canlının yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi mümkün değil. Özellikle ülkemizde kapalı barınak sistemi içinde yaşanan trajedilere ve ölümlere vâkıf olacak kadar gözlem yapma ‘şansımız’ oldu.


“Son bir haftadır ortalığı ayağa kaldıran sanatçılar, dernekler, medya mensupları başta olmak üzere tüm hayvanseverlerden başıboş köpekleri sahiplenme kampanyamıza güçlü destek bekliyorum.”

Tam olarak kimden söz edildiği bilinmediği için, buradaki imaya karşılık vermek zor. Ancak, kendi çevremize ya da haftalardır katliam yasa tasarısının ihtimaline ve sonra da teklifine karşı eylem düzenleyen kişilere baktığımızda, “başıboş” tabir edilen sokak hayvanlarını halihazırda sahiplenmemiş insanlar istisnadır. Bu yasa teklifine karşı çıkan insanların çok büyük bir çoğunluğu bütçelerini zorlayacak sayıda hayvana evlerinin içinde ve dışında bakmaktadır. Dolayısıyla, “sahiplenme” konusuna gelince, burada seslenilmesi gereken kişiler yasa teklifine karşı çıkanlar değil, hayvan bakma imkânına sahip olmalarına rağmen sokak veya barınaklardan sahiplenmek yerine, hayvan satın alan kişilerdir. Hayvan üretim ve satışının hayvan popülasyonunu nasıl etkilediği konusunda ne tasarıda ne de bu konuşmada herhangi bir atıf yapılmıştır.


“Hayvanlar konusunda kimse bize merhamet dersi vermeye kalkışmasın.”

Hayvanlar konusunda kimsenin kimseyle merhamet ekseninde konuşmaması gerektiği doğru. Merhamet ahlakî bir gereklilik olabilir ancak hiçbir zaman yasal bir bağlamda birincil kriter değildir. Yasa teklifine karşı çıkanların da defalarca belirttiği gibi, birincil esas yaşama hakkıdır. Konuşulması gereken ikinci kriter de adalettir. Çok küçük bir azınlığı saldırgan olan bir türün tüm üyeleri hapsedilemez. Yıllardır aynı sokakta yaşayan, küpeli, aşılı, kısır, hayatı boyunca kimseye saldırmamış ve hiçbir zaman saldırmayacak olan bir köpeği hapsetmek ya da öldürmek için geçerli bir neden yoktur. Bununla birlikte, ulaşılması hedeflendiği iddia edilen, nüfus kontrolü için bilimsel veriler, yine birçok insanın defalarca belirttiği gibi, kısırlaştır, aşıla, aldığın yere bırak sisteminin, uygulandığı takdirde nüfus kontrolünde en etkili yöntem olduğunu ortaya koymuştur. Tüm bu gerekçeler merhametle ilgili değildir. Bu yüzden de kimsenin kimseye merhamet dersi vermeye kalkışmasına gerek yoktur. 

Show CommentsClose Comments

Leave a comment